ayineidiba

5/5/2008

"KİMYA HATUN"A GÖRE AŞK-SANAT İLİŞKİSİ

          "Birçok kez gerçek aşkla zahirî aşkın farkını söylemiştik ama şimdi onu daha iyi anladık. İkisi arasında yerden göğe kadar fark vardır. Bil ki ezelî ve tanrısal aşk tevehhüm (evhamlanmak) değildir. Safsata ve felsefe ise hiç değildir. Dokunabilirliğinin yanı sıra ispatlanabilecek bir şeydir. Tanrı'ya özgü bu aşk, yeryüzüne ait ne kadar müebbet zuhurât varsa hepsinin anasıdır. Tüm sanatların anası da odur. İşte bu yüzden zaman denen illet, sanatın özünü aşındıramaz. Aşındıramadığı gibi her gün yalız sanatlara bir yenisini daha eklemek zorunda kalır. Eğer rebap, çenk ve çegane seni alıp göklere götürüyorsa aşkın harareti ve yalız sanatın bitimsiz gücü ile götürüyorlar. Hakeza yalız, katıksız bir şiir, üzerinden binlerce yıl geçse dahi taravet ve canlılığından bir şey kaybetmiyorsa eğer, bu, ilahî aşkın sayesindedir. İlahî aşkın büklüm büklüm onda görünmesindendir. Eğer sen (Mevlana) Belh'ten ben (Şems) de Tebriz'den kalkıp buralara kadar geliyor ve Konyalı kavvalın nağmeleriyle manevî bir aleme seyrediyor ve lahutî cilveleri müşahede ediyorsak bu, ilahî aşktır."

              Kimya Hatun adlı kitabın 270. sayfasında geçen bu sözler Şems'e atfediliyor. Romana göre Şems, Kimya Hatun'u görünceye dek geçen hayatı boyunca tanrısal aşkı tanımak uğruna dünyaya ait ne varsa uzak durmuş bir sûfî. Ancak Kimya Hatun'u gördüğü gün tanrının onun gözleriyle kendisine baktığına inanarak onunla evlenmek ve hep birlikte olmayı arzulamaya başlar. Neticede evlenirler. Şems, Kimya'ya tanrıymışçasına saygı ve sevgi sunmakta ve Kimya da bu durumdan memnun olmaktadır. Şems, Kimya ile geçirdiği vakitleri tanrı ile geçirmiş saymaktadır. Ancak bir süre sonra Kimya'nın davranışlarını yanlış bulmaya, onu ahlaksızlıkla suçlamaya başlar. Ona karşı aşırı bir kıskançlık beslemektedir. Bu yüzden Kimya'yı hayattan soyutlayarak onu cezalandırmaya başlar ve böylece hata üstüne hata yapar. Neden sonra hatasını fark ettiğinde derviş hayatı sürdüğü sürede insanlardan ve dünyadan kaçarak yaptığı ibadetlerle aslında hiçbir ilerleme kaydetmediğini, asıl ilerlemenin ve olgun ahlakın ancak insanlarla iletişim kurarak yapılan mücadele ile elde edilebileceğini itiraf eder. Kimya ile birlikteliği ona tanrısal aşkın ne olduğunu da öğretmiştir. Yukarıdaki alıntılar onun aşka bakışının derinlik kazandığını göstermektedir.

               "Tanrısal aşk evhamlanmak değildir." Yani bitmeyecek sonsuz aşkı buldum, diye düşünülen bir aşk eğer ki bitiyorsa, aşık olan için sadece bir evhamlanma gerçekleşmiştir. O, yanılmıştır. Aşkı buldum, derken kuruntu yapmıştır. Zira bulmuş olsaydı, hiç bitmemesi gerekirdi. Şems'in Kimya Hatun aşkı da bitmiş ve böylece bir evhamdan ibaret olduğu anlaşılabilmiştir. Öyle ise tanrı aşkını bulmak için sürekli bu tür zahirî aşk denemelerine mi kalkışmak gereklidir? Riskli bir yoldur!

               "Tanrı'ya özgü bu aşk, yeryüzüne ait ne kadar müebbet zuhurat varsa hepsinin anasıdır." Yeryüzündeki müebbet yani sonsuz zuhurat ile neyi kast etmiş olabilir? Müebbet zuhurat: Sonsuz yansımalar. Yeryüzü bir ayna ve tanrı bir ışığa benzetilirse, aynaya yansıyanlar müebbet zuhurat olacaktır. Dünya aynasının temiz ve sağlam olan bölümlerinde bu, çok daha net görülebilecektir. Mutasavvıflara göre en temiz ve sağlam ayna temizlenmiş bir insan kalbidir. O halde müebbet zuhurat da dünya aynasına yansıyan ışık hüzmelerinin kalp denilen his dünyasındaki görüntüleri olacaktır. Ayna içre aynalar... Ve sonsuzluk... Sonsuz bir görüntü... Sanat dediğimiz de bu görüntüyü yakalayabilen kalplerin duyup gördükleri değil midir?

« Önceki ::