ayineidiba

16/3/2008

Bir Fuzulî Gazelinden Paslı Aynama Yansıyanlar…

“Küfr-i zülfün salalı rahneler imanımıza

Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşanımıza”

 

Zülfünü gizlemen  imanımızda yaralar açalı, perişan halimize kâfir bile ağlar oldu. 

 

“Seni görmek müteazzir görünür böyle ki eşk

Sana baktıkta dolar dîde-i giryânımıza”

 

Aşk! Seni görmek imkansız görünüyor, sana bakınca ağlayan gözlerimize …dolar.

 

“Cevri çok eyleme kim olmaya nâgeh tükene

Az edip cevr ü cefâlar kılasın cânımıza”

 

Gücünü çok harcama ki aniden tükenivermesin. Canımıza kast edeceğin zorlukları ve eziyetleri biraz azalt.

 

“Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bidâd etti

Gelmişiz acz ile dâd etmeğe sultânımıza””

 

Fuzuli bize haksızlık etti. Biz şu  yetersiz halimizle  adalet için sultanımıza geldik.

 

 

Şu zülf bile aşık için ne mühim bir şeymiş ki Fuzulî’ye şiirini yazdırmış. Beni düşündüren, zülfün saltanatının hiç değişmeden kağıttan kağıda, hayalden hayale halen yazılıyor olması. Kimi zülfü saklamayı imanda gedikler açmak olarak değerlendirirken, kimiyse zülfü açmayı imanda gedikler açmaya denk görüyor. Hikaye şiir tadında olmasa da devam ediyor buralarda…

Beni üzense, zülfü kapatmayı kendine bir mahrumiyet olarak addeden Fuzulî ile zülfü kapatmaktan başka kurtuluş çaresi göremeyen Leyla’nın hala birbirlerini anlayamadan kavuşamamış ve buralarda bir yerlerde de kavuşamayacak olmaları. Çünkü ayrılıklar şiirlere ilham veremeyecek kadar büyüyor buralarda…Aynı yerlerde doğan, aynı yerlerde büyüyen, aynı havayı soluyan, aynı güzellikleri seyreden, aynı sevinçlerle mutlu olan, aynı üzüntülerle ağlayan, aynı dili konuşan, aynı duyguları hisseden ve aynı aynı… aynı evrende yaşayan kendileri değilmişçesine ayrılaşan Mecnun ve Leyla’nın insanları! Siz ve biz kelimeleri iletişimi kolaylaştırmak için mi yoksa iletişimi engellemek için mi girdi şu dilbilgisi kurallarına? Dümdüz bir bakış açısı bulalım kendimize ve korkusuzca bakalım birbirimize! Neyi ötekileştirebiliriz aynı iki gözde?

Kâfirin bu noktada şiire girmesine ve halimize ağlamasına ne demeli şimdi? Hiç!

Ne söylesek hiç kalacağından hiç!

Kâfir ki benim aynamda kâh zülfünü örten zâlim Leyla gibi görünüyor, kâh gerçekleri gizlemeye çalışan kendisi de maskeli bir acûze…

Peki güçlü olan güçsüze ağlar mı hiç? Belki de güç kullanmaktan bir gün yorulur, acı duymaya başlar da aslında kendi haline ağlarken bir de bakarsınız ki gelmiş mazlumun yanına ona ağlıyor. Zalimler -hele de güçlüyseler-, daha da güçlü hissetmek için başkalarının perişan hallerine sadece kendi hallerine şükretmek için ağlamazlar mı? Yoksa niçin? Hiç!

Şair de zulmeder miymiş? Eh, o demiyor muydu, maşuğa vefalı diyen şaire güvenilmez, diye. O bile zalimleştiyse artık, adaleti kimden dilenebiliriz ki?

Siz Mecnun ve Leyla’nın insanları! Siz birbirinize olan bu çılgınlaşmış aşkınızın ayrılıklarında adalet görebiliyor musunuz? Oysa aşk, “biz” olup sonsuza giden yolun sonundaymış(!) O halde “bir” olmaktan başka bize ne çare kalmış?

 

 

 

 

 

 


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: bulmaca01 | Tarih: 2008-03-17 09:30:41
    Konu: günaydın
    güzelbir hafta seninle olsun
    sevgiler

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »